30 Haziran 2009 Salı

Sensin İşte

Perfekto


Aþktan Öte - Demir Demirkan

28 Haziran 2009 Pazar

Şurdan, Bi de Burdan

İnsan gezmeyince, evde kös kös oturunca yazacak birşey bulamıyor. Eksta sebepleri bir yana koyarsak, küresel ısınma blog dünyasına da sekte vuracak bu gidişle.

Axel etkileşim yapmasından korkadursun, ben Redd'in albümünü dinledim, beğendim, tavsiye ettim. (Bu arada Axel'im n'oldu çarşı cezası mı kitlediler? =) )

Hazır müzikten açılmışken konu devam edelim. Uzun süre birlikte çalışıp ayrılmayan müzik gruplarına,(MTV ağzıyla,yaya yaya Beeannd ler) saygım büyük. Özellikle gitarist,baterist ve bilimum .."ist"lerine daha da büyük. Demek bu insanlar egosuz, komplekssiz insanlar ya! Sadece solistin ön planda olduğu,sanatın sondan 2.likte süründüğü, küme düşmeye oynadığı bir memlekette egolarını arka plana atıp sadece sevdiği işi yapmak saygı duyulacak bir iş gerçekten.

Bi' de şeyi düşünmüşümdür hep. Acaba şarkıları nasıl yapıyorlar? 3-4-5-? beyin kitleleri peşlerinden sürükleyecek ortak notalar üzerinde nasıl buluşuyorlar? Aralardında ki tartışmalar oluyor mu, lafı dinlenmeyen elemanın sözü dinlense daha güzel şeyler ortaya çıkar mı acaba ?

Zamanında google olsaydı biz de eni vaci vakkke demekten kurtulurduk. Şarkıyı söylerdik, muhatabımız da "aa ha.iktir ya sen orda ne dediğini anlıyo' musun?" tepkisini verirdi ki,bu tepkiye rastlamayan kimse yoktur sanırım. RIP Jacko. Şahan'la analım kendisini.



Aslında Zugaşiberepe'yi anacaktım, Karadeniz'in asi çocuğu,muhalif çocuğu. Ruhun Şad olsun. Sağ üstte yaşamaya devam edeceksin. Keşke her insan senin gibi dik, dürüst, idealist olsa da , fikirlerimiz bu denli çatışsa.

Şimdi ben çalıştığım kurum altında değil de, kendi evimin çatısı altında darbe hazırlıkları yapsam masum oluyorum demek. Mühim olan o belge ya da kağıt parçasının her neyse, Tsk çatısı altında hazırlanmış olması mıdır, yoksa o belgenin Tsk kadrolu biri tarafından hazırlanmış olması mıdır? Biz ne kadar demokrasi yandaşıyız görüyorsunuz açıklaması ne demektir? Yani demokrasi yandaşı olmasak biz biliriz ne yapacağımızı demek mi bu? Demokrasi yandaşı olmayanlar tarafından yapılan darbeler malumumuz evet. Nasıl yeri gelince her Ak Partili bir değil deniyorsa,şimdi benzer açıklama Tsk için neden yapılmıyor? Ancak hepsi bir olsa da, olmasa da bildiğim tek birşey var. Şu yasa çıksın, darbecilerin hepsi yargılansın!

Bu memlekette insanı askerden soğutmak suç. Böyle bir yasa var evet. Askerilkten soğutmak suçsa, önce rütbeliler yargılansın. Askere gidip gelenler iyi bilir bunun sebebini.

Axel'im sıkma canını, yap etkileşimini


20. Redd - Vicdani Redd.mp3 - Redd

24 Haziran 2009 Çarşamba

Troia - Reloaded

Aralarına kilometrelerce kara toprak girdiği yetmiyormuş gibi, bir de deniz olacaktı. Karşı yakaların aşıkları olacakları mecburiyetten. Oysa henüz aynı yaka da bile yeterince aşklarını yaşayamamışlardı, gerçi hiçbir zaman birimine sığdırabileceklerine inanmıyorlardı ama.. Romatizma ya tutulmuş gibi sızlıyordu çocuğun kalbi günlerdir..Bu günü düşündükçe..

Kesik kesik soluyordu, buna rağmen efkar dağıtır bahanesiyle ardı ardına yaktığı sigarayı hiç düşürmüyordu elinden, tıpkı dudağından düşürmediği ortak şarkıları gibi..

Çok hızlı sürmüştü arabasını iskeleye kadar, birşeylerden kaçar gibi. Cesareti olsa,o acıyı tekrar yaşayabilecek cesareti kendinde bulabilseydi geri dönecekti. Ya da her ayrılık , kendince yaşanmalıydı acısıyla. Ama gelmişti işte iskeleye, arabasını parketti feribota,görevlinin izniyle iskeleye döndü tekrar, feribot oldukça sallanıyordu, ve ilk kez deniz tutuyordu onu.. Dizlerinin bağı çözülüyordu, ayakta durmakta güçlük çekiyordu, elleriyle abandı iskelede bir duvara, başını da dayadı. Çevresindekilerin bakışları üzerindeydi kuşkusuz, hoş onun umrunda değildi ne etrafındakiler ne de bakışları. Sonra bir an cesaretini toplayabildi, arkasını dönüp sırtını dayadı duvara. Kesik bir nefes aldı sigarasından.. Acısını haykıramayan bir çocuk gibi, saatlerde dolup patlayamamış bir bulut gibi çakmak çakmak olmuş gözlerini dikti şehrin ışıkları üzerine,,sigara dumanının arkasından izledi efil efil esen rüzgarın göz kırpıştırdığı o ışıkları.. Çok mucize okumuştu şehirle ilgili, ama inanmazdı mistik olaylara.. Şimdi ise tekrar tekrar aşık etmişti onu sevdiğine bu şehir...Lanet etti kendisine,onu burada tek başına bırakmak zorunda olduğu için, çöktü olduğu yere.. Ayrı geçmesi muhtemel! yaklaşık 10 gün, 240 saat, 14400 dakikanın bünyesinde yarattığı hasardı bu. Daha fazlasını hesaplamaya ne vakti yeterdi ne matematiği. Görevlinin uyarısıyla irkildi, bir iki sendeledi, bu şekilde geçti feribota.

Hayatında hiç yapmadığı birşeyi yaptı sonra, hiç tanımadığı birinin yanında gitti,müsaade istemeden oturdu. Bir anda muhabbete girdi, karşısındaki insan ne olduğunu anlamadan. Biriyle konuşması, içini dökmesi gerekiyordu ama umduğu tepkiyi görmemişti, buram buram rahatsızlık kokan bakışları görünce özrünü diledi, daha az rüzgar alan bir yere geçti. 3. denemesinde yaktı sigarasını, o sırada yanında ki yaşlı amca karşı dağları göstererek,
-"Bu dağlar, bu ağaçlar,hepsi bir lütuftur bize Allah'tan, biz koruyamadık, bari siz değerini bilin evladım".

Ne diyeceğini bilemedi, çok severdi vatanının her köşesini. ama bu kez onu sevdiğinden ayırıyordu bu deniz, bu dağlar, bu yollar.
-"Tabii amca" dedi, "inşallah yıllar sonra biz de senin kurduğun bu cümleyi kurmak zorunda kalmayız". Sigarasını denize atacaktı, utandı. Yerde söndürdü, ardından çöp tenekesine attı izmaritini.

Sonra en sevdiği şarkıyı mırıldamaya başladı, ama amca da pek ilgilenmemişti onunla, yine hüsrana uğramıştı.

Dün gece mehtaba daldım hep,
Seni andım, seni andım..
Öyle bir an geldi ki,
Mehtap, Seni Sandım..

..

Yanaşmıştı artık evine, bilmem kaç yüz km. dir araba sürüyordu. Saatlerdir tek bir şey düşünüyordu. Bir telefon mesajı, bir cümle, kaç km.ye , kaç gözyaşı katresine eşitti? Açık olan pencereden yüzüne vuran rüzgar uçuruyordu yanağından süzülen gözyaşlarını .. hıçkırıyordu, bir yandan da haykırıyordu saatlerdir.

" Seni çok seviyorum, çok seviyorum, çok.."

21 Haziran 2009 Pazar

Sen Hep Survive



Bizim köye de bekleriz.

13 Haziran 2009 Cumartesi

Patsito



Müthiş bir lezzet, müthiş, enfes, şahane, gençliğimin katili.

bir de Çıtırcık var, tad aynı,paket farklı.

12 Haziran 2009 Cuma

Master



Bi çift konvers: 100 gayme

Boncuğu mutlu etmenin bedeli: Paha biçilemez.

Sonuç: Entel Holigan, Uh!

10 Haziran 2009 Çarşamba

Eskiye Dönüş

Bir zamanlar sadece "FBTV ye konuşurum" deyip, diğer basın mensuplarını kovan adamın, seçim öncesi önüne gelen her gazeteciye röportaj vermesi, aslında ne kadar zor durumda olduğunun farkındalığının göstergesiydi bence. Seçimi kaybetmeyeceğini kendisi de biliyordu, ancak 10 sene boyunca susturmak için özel gayret sergilediği muhalefetin sesinin tekrar çıkmaya başlaması, O'nu bu yola iten etkenlerin başında geldiğini düşünüyorum.



10 senenin sonunda halen daha kendini ıspat etme gereksinimi duyuyordu, ve bir zamanlar rakip bile çıkmazken, artık karşısına çıkan rakip 1500 oy alabiliyordu.

Seçim vaatlerinde hep 3 yılda 3 şampiyonluktan bahsetti, avrupaya hiç değinmedi. Çünkü yarattığı Fenerbahçe seyircisi için yeterli olacaktı bu durum. Sonra coşkulu taraftarlar için (ki 3 sezondur verilen mücadelenin bizim lehimize galibiyetle sonuçlandığının göstergesidir bu ve ayrı bir yazı konusudur) Maraton tribününde A ve B blokların ayrıldığını belirtildi. Hoş sormak lazım, coşkusuz taraftarın o tribünde ne işi var diye ancak, son 3 senedir GFB olarak,en azından ben kendi adıma yaşananlardan sonra buna da şükür diyebiliyoruz ancak.

3 senede 3 şampiyonluk (bir Fenerbahçe aşığı olarak, hiçbir şampiyonluktan Sevilla'yı eleyip çeyrek finale çıktığımızda aldığım hazzı almamışımdır) sözü için hiç vakit kaybedilmemeliydi ve bu strateji doğrultusunda gayet mantıklı olan Daum hamlesi geldi. Türkiye ve Fenerbahçe'yi çok iyi tanıyan, son 2 yıldır en büyük sıkıntımız olan "deplasman" maçlarını kazanmasını çok iyi bilen, yönettiği takımlarda duran topları en büyük silah olarak kullanan, ve en önemlisi takıma kazandırdığı fizik güç ve kondisyon ile 90. dakikada dahi mağlubiyeti kabullenmeyip galibiyet için saldırtan ve rakiplerinin psikolojisini oldukça bozan, Gazi reklamlı Daum. Kuşkusuz bu son madde için öne çıkan isim yardımcısı Koch olacak.



Bütün bu kağıt üzerinde ki doğruların yanı sıra gözardı edilmemesi gereken, yaşanmış 3 senelik bir gerçek var. Türkiye liginin uzak ara en iyi kadrosu, Hooijdonk, Alex, Nobre, Anelka, Tuncay, Serhat gibi son zamanlarda yanına dahi yaklaşamadığımız müthiş bir hücum gücü, ancak güç bela kazanılan şampiyonluklar. Üst paragrafta yazdığım maddelerin hepsinin toplandığı, 90+2 de korner atışında Luciano'nun kafa golüyle gelen Sakarya deplasmanında ki galibiyet olmasaydı büyük ihtimalle Daum ikinci senesinde Türkiye'den uğurlanacak, ayrılık açıklamalarını o maçtan sonra yapacaktı. Zira Denizli maçının son dakikalarında Appiah'ın vuruşu üst direkten dışarı çıkmış, ve şampiyonluk gitmiştir, bundan daha vahimi camia büyük bir travma yaşamıştır. Çok eleştirilen Aziz Yıldırım her ne kadar istifa ettim deyip ayrı vahim bir olaya imza atmış olsa da, bir zamanlar kaynayan kazan olan kimsenin susturamadığı Derin Fenerbahçe'yi elemine etmiş olmasaydı, bu travmanın altından bu derece kolay kalkmak mümkün olmazdı.

Eğrisiyle, doğrusuyla kabul edilmesi gereken, en azından eleştirisi zamana bırakılması gereken yeni bir Daum dürecine girmiş bulunmaktayız. Sloganımız yine "hep destek tam destek" olmalı kuşkusuz. Ancak göz atılması gereken ayrı bir nokta da transfer politikası bence.

En başta kendi fikrimi belirteyim. İzlenmesi gereken politika zaten başka bir branşımızda, kendi bünyemizde saklı. Basketbol takımının mücadelesi, takıma yalnızca "Fenerbahçe'li" oyuncuların transfer edilmesinin sonucu ortaya çıkanları görüyoruz ki başarı o oyuncuların alınlarından akan her damla terde gizli. Bu minvalde Aziz Yıldırım'ın göz önünde bulundurması gereken gerçek budur ki, bu takımda , en azından o Fenerbahçe Ruhu'nun devamı, değerlerimizin körelmemesi için F.Akyel, E.Belözoğlu, M.Topuz gibi isimler forma giymemelidir, tesislerin kapısından içeri dahi girmemelidir. Ancak öyle bir kitle yaratılmıştır ki son zamanlarda , bunların hepsi kabullenilmiştir. Herşeyi şampiyonluktan ibaret gören bu kitlenin öncelikle sevdikleri takımın değerlerini öğrenmeleri, onlara sahip çıkmaları gerektiği gerçeği benim için en önemli konudur.

Bu sene ki rezalet durum sadece Aurelio'nun takımdan ayrılmasıyla açıklanamaz kuşkusuz. Evet takımın saha içi dizilişine sekte vurmuş, takımın gücünü ekselten mühim bir etkendir, ancak tek başına koca Fenerbahçe futbol takımının 4. lüğünü açıklamaz. Sene başında "haklı olarak" istediği zammı alamayınca takımdan ayrılmaya karar veren, her Brezilyalının hayali İspanya'da oynamaktır bahanesiyle yükü Aziz Yıldırım'ın omuzlarına bindirilmeyen bir transfer hikayesi oldu onun ki, üstüne üstlük hikayenin sonucu da Aziz Yıldırımın ego tatminine yaradı; Aurelio 5.250 milyon Euro ödemeye mahkum edildi. Velhasılı, Aurelio'nun takıma geri dönmesi gayet fayda sağlayacaktır, ancak o eski Aurelio olabilir mi, o kaynaşma sağlanabilir mi? Orası muamma.

Keza Appiah'ın transferinde de durum farklı değil. Taraftarın aşık olduğu bir isim, eski Appiah olacaksa kimse hayır diyemez, ancak 2 senedir top oynamayan Appiah ne derecede fayda sağlar?


Bilica, ikinci bir Aurelio vak'asına dönüşebilir. Sanırım önümüzdeki sezon takımda olmayacak olan isim Edu ve belki sergileyeceği performans sonucunda Edu'yu hatırlamayız bile belki, belki de mumla ararız. Yani, daha çok sergileyeceği performansa göre değerlendirilebilecek bir transfer bizim için. Keza Bekir de bana göre Önder'den pek fazlası olmayan, kadro genişliğini korumak amacıyla yapılmış bir transfer. Selçuk'la da sözleşme yenilenmiş,kendisiyle ilgili Ekşisözlük'te Dolmabahçe rumuzlu kullanıcı tarafından yapılan yorumu da yapıştırayım:

ismini bir tavernacıya ver, sırıtmaz.
tipini bir pazarcıya ver, şaşırmazsın.
aynı futbolu amatör bir kulüpte oyna, sıçrar demezsin.

gel gör ki fenerbahçe' de oynuyor bu adam. çatır çatır en güzel arabalara biniyor, en güzel hatunları götürüyor. gözümüz mü var? hayır. ama adaletini s...m be!


Sercan transfer hikayesi dönüyor ortalıkta, ben Sercan'ın yerinde olsam "Alex Fenerbahçe'den ayrıldı" haberini görmeden böyle bir imza atmam. Takım yine tek forvet - Alex'e mahkumiyet sebebiyle- oynayacak ve önünde Güiza ve Semih gibi iki isim olacak. Benim de istediğim Fenerbahçe , ortada Appiah ve Aurelio'su olan, kanatlarında Vicente-Joaquin gibi iki yardıran oyunculu ve önde iki forvetle oynayan kısacası klasik 4-4-2 tertibiyle sahada olmalı. Yoksa yine bütün yıl boyunca , bu takım çift forvet oynamaz, Semih küstü transferini istiyor haberlerini bol bol okuyacağız.

Devamını da transferler kesinleştikçe yazarız artık.

The King

Geçen yıl EuroLeague de,Siena serisini hediye eden O'ydu. Halen daha kontrolü kaybettiğinde takıma maksimum derecede zarar veriyor. Bu serinin 1 ve 3. maçlarında da Efes ajanı gibi oynadı.

4. maçta hayvani bir oyun bekliyorum kendisinden. Seviyorum seni, her ne kadar Bağdat Caddesinde bana hareket çekmiş olsan da..(sanki okuyacak,iki noktalı tribal haller=) )

08 Haziran 2009 Pazartesi

Uçan Damir


60 yaşına kadar oyna Damir.

Mrsic